OSMAN AĞA VE GİRESUN GÖNÜLLÜ ALAYI I. Dünya Harbinden sonra düşmanlar yurdumuzu işgal etmeye başlayınca, Balkan Harbi gazisi Osman Ağa (Topal) önce yerli Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadeleye başlar. Ruslar’ın Karadeniz Bölgesi’ni işgali ve Ermeni harekatı üzerine, 1920 Eylül’ünde Ermeni Harekatını bastırmak için 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa emrine 850 kişiden oluşan "Giresun Gönüllü Taburunu" gönderir. Ayrıca kendisi de Harşıt’ta cephe tutarak Ruslar’ın Giresun’a girmesine mani olur. Rusya’da Bolşevik ihtilali çıkınca Ruslar çekilir.
Ancak bu defa ülkemizin diğer bölgeleri işgal edilmeye başlar. Bu arada, M. Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’na çıkarak kongreler toplamaya başlar. Milli mücadeleyi başlatabilmek için güvenilir kişilere ihtiyacı vardır. M. Kemal Paşa, Osman Ağayı davet eder. Osman Ağa Kasım 1920'de 15 adamı ile birlikte M.Kemal Paşa'nın huzuruna çıkar ve bu görüşmeden sonra M.Kemal Paşa ile kader birliği yapar. Hemen Paşanın muhafızı olmak üzere en yakın adamlarını tahsis eder. Bu kişilerin adları: Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan, Ali Şıhoğlu Mehmet, Aşıkoğlu Galip, Osmanoğlu Sarı Mustafa, Osmanoğlu Ali, Ahmetcanoğlu Kırlak Hüseyin, Sofuoğlu Hüseyin, Tığlıoğlu Ömer, Kemençeci Köseoğlu Hamit, Yılancıoğlu Hasan. Bu sayı daha sonra Atatürk’ün isteğiyle 100, sonra 250’ye çıkarılır. Giresun Uşakları Atatürk’ün muhafızlığı gibi kutsal bir görevi üstlenmelerinin yanı sıra ayrıca TBMM’nin de korumasına memur edilmişlerdir.
Osman Ağa, Atatürk’ten aldığı talimat üzerine Muhafız Birliği’nin idaresini yakın arkadaşı Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan’a bırakarak Giresun’a döner. Tamamen Giresun Uşaklarından meydana gelen “42 ve 47.Giresun Gönüllü Alayları”nı kurar. Tüm teçhizat ve iaşesini de kendi gayret ve imkanlarıyla temiz eder. 2000 mevcutlu “42. Giresun Gönüllü Alayı”nın başına Giresun Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı H. Avni Alpaslan Bey, 2500 mevcutlu “47. Giresun Gönüllü Alayı”nın başına da Osman Ağa geçer. Bu arada, Osman Ağa’nın “Giresun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” ve “Giresun Belediye Başkanı” gibi resmi sıfatlara da sahip olduğunu belirtelim.
47. Alay'ın başındaki Osman Ağa önce (Nisan-Mayıs 1921) “Koçgiri Kürt İsyanı”nı bastırır. (Bu isyanı bastırmaya gidenler arasında yeralan ailemizden Milis Onbaşı Alidayıoğlu Fevzi şehit düşer) Daha sonara Samsun’da H. Avni Alpaslan Komutasındaki 42. Alay’la buluşarak mıntıkadaki Rum çetelerine karşı büyük bir temizlik harekatına girişir. Pontus Rumları’nın merkez üssü olarak kullandıkları Merzifon Amerikan Koleji’ne baskın yapar. Bir daha dirilmemek üzere, Yunanlılar’ın “Megelo-İdeası”nın bir parçası olan “Pontus Rum Devleti” hülyasını tarihin derinliklerine gömer.
Bu sırada Sakarya Meydan Muharebesi başlamıştır. Kan gövdeyi götürmektedir. Durum çok kritiktir. Ankara’dan gelen emir üzerine çok acele cepheye yetişmeleri gerekmektedir. Her iki alayımız da 1921 Ağustos’unda imdada yetişir. 42. Alay’ımız hemen savaşa girer. Bundan sonrasını bizzat Atatürk’ten dinleyelim:
“Sakarya Muhaberesi sıralarında, cephemizin bir tarafında gedik açan düşmanın gediği genişletmekte ve ilerlemekte olduğunu bildirdiler. Derhal yedekte bulunan kuvvetlerimizden yeterli miktarda imdat gönderilmesini ve süngü hücumu ile düşmanı eski mevzilerine tard etmelerini emrettim. Fakat aldığım cevap: “İhtiyatla kuvvetimiz kalmadı, hepsi mevzilerde çarpışıyor. Yalnız Giresunlu Topal Osman Ağa’nın askerleri vardır.” Oldu. Tekrar verdiğim emirde: “Kim olursa olsun, süngü hücumu yapacaklardır.” dedim. Cevap verdiler: “Bunların süngüsü yoktur”.
Osman Ağa’nın Karadenizli gönülleri milli kıyafetleri ile gelmişlerdi. Süngüleri yoktu. Süngü yerine bellerinde eğri bıçaklar vardı. Hatırıma derhal o Karadeniz bıçakları geldi. Hemen: Osman Ağa’nın askerleri bellerindeki bıçaklarla düşman üzerine atılıp, eski mevzilerine tard edeceklerdir.” Emrini verdim.
Eğri bıçaklarıyla düşmana saldıran bu yiğit çocuklar Yunanlıları eski mevzilerine atmağa muvaffak oldular. Fakat yüzde altmış kayıp verdiler. (Damar Arıkoğlu, Yakın Tarihimiz, s.259-260,İst.1961)
Bu savaşta 42. Alay’dan H. Avni Alpaslan Bey dahil çocuğu şehit düşmüş, sadece 84 kişi sağ kalmıştır. 47. Alay’dan ise on gün sonra savaşa girer. Bu Alay'dan ise, ancak 285 kişi sağ kalabilmiştir. (12.9.1921)
(Bu savaşa annemin dedesi Milis Yüzbaşı Gümüşreisoğlu İshak Efendi 47. Alay, 1.Tabur, 3.Bölük Komutanı olarak katılmıştır. Yine annemin dedesi Çavuşoğlu İbrahim Efendi de bu savaşa katılmıştır.)
Aynı olaya ilişkin bir başka anı da Giresun Mücahitler Derneği eski Genel Sekreteri Mücahit Gazi Mustafa Hakyemez’den şunları anlatıyor:
“1973 yılında Polatlı şehitliğinin açılışına davetliyiz. O zamanki Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay törene katılan İstiklal Savaşı kumandanlarından 5. Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin Altay Paşa’dan bir anısını rica eder. Fahrettin Paşa şunları anlatır: ben Polatlı’da iki alayla düşman kuvvetleriyle çarpışırken, karşı taraftaki yunan kuvvetleri 15 bin kişiyle eriyen kuvvetlerimize saldırmakta idi. Bir akşamüzeri üç tarafımız düşman kuvvetleri ile çevrilmiş, elimizde 450-500 kişi bir kuvvet kalmıştı ki, bu arada Çankaya sırtlarında bulunan Atatürk’ü telefonla aradım. Durumumuzu anlatarak, Polatlı’yı bırakacağımızı, çünkü üç tarafımızı düşman sardığını ve esir olmaktansa Ankara sırtlarına çekileceğimizi söyledim. Yanındaki komutanlarla iştişare ettikten sonra, çekilmemi, çünkü “42. ve 47. Giresun Gönüllü Alayları”nın Polatlı’ya hareket ettiğini yarın sabah Polatlı’da olacağını müjdeledi. O an hayatımın en sevindiği anı olmuştur. O gece sabaha kadar uyumadım. Sabah olunca dürbünle etrafa bakarken ne göreyim; Giresun Uşakları üzerlerinde abazıpkaları ile düşmana hücum ediyorlar. Düşman bu kıyafeti görünce şaşkına döndü. Yüzde altmışının silahı olamayan Giresun Uşakları bellerindeki kamayı açan Yunanlıların arkasından atlıyorlardı. Öldürdükleri düşmanın silah ve kütüklükleri ile silah sahibi oldular. Düşamnın büyük bir panik içerisinde ilk mağlubiyeti böyle başladı. Bu an kadar sevindiğim hiç olmamıştır.”
Sakarya Zaferinden sonra mevcudunun tamamına yakınını kaybeden 42. inci Alay lağvedilir. 47. Alay ise mevcudu takviye edilerek Büyük Taaruza hazırlanır.
26 Ağustos 1922 tarihinde Mustafa Kemal’in emriyle Büyük Taaruz başlar. Bu sırada Osman Ağa komutasındaki 47. Giresun Gönüllü Alayı Afyon İli İscehisar ilçesi Karaağaç ve Doğanlar köyü sınırları içerisindeki “Kapaçkıran” ve “Dedesivrisi (Sivriepe)” mevkilerin de mevzilenmiş olan düşmanla savaşmaktadır. Tepelerin yamaçlarına Yunan tel örgülerle öyle bir tahkimat yapmıştır ki, Yunan birliklerini teftişe gelen bir İngiliz Generali “Türkler bu tel örgüleri geçebilirse gelip Avrupa’yı da alsınlar” diye alay eder. 47. Alayımız’a mensup 38 cesur Giresun Uşağı sağdan soldan temin ettikleri paslı makaslarla bu tel örgüleri bir gecede kesmeye muvaffak olurlar. Ancak, ne var ki, şansları yaver gitmez. Tel örgülere takılı çıngırakların sesine uyanan yunanlılar binlerce mermi yağdırmaya başlar. Bu esnada 14 yiğit Giresun Uşağı şehit düşer. Hemen aceleyle dualar ve gözyaşları arasında oldukları yere defnedilirler. Bu arada 36 saat süren bir taaruzdan sonra Giresun Uşakları düşmanı Sivritepe mevkiinden atmaya muvaffak olmuşlardır.
Mücahit Bölük Ahmet (Küçük) taaruz hatıralarını şu şekilde anlatmıştır. “Çoğumuzda çarık, tüfek yoktu. Düşmanın dikenli tellerini geçerken, arkadaşımın çarığı yoktu, benden çarıklarımı istedi, telleri geçtikten sonra geri verdi ve düşmanı kovalamaya devam ettik.”
Bu mıntıkada (Afyon- İncehisar- Doğanlar Köyü- Sivritepe) şehit düşen 14 Giresunlu için Milli Savunma Bakanlığı tarafından yaptırılan “47.Giresun Gönüllü Alayı Şehitliği”nin 28 Ağustos 1992 tarihinde “Devlet Töreni” ile açılışı yapılmıştır. Giresunlular’ın kahramanlıkları Atatürk’ün tarihe geçen şu veciz sözleri ile bir kere daha tescil edilmiştir: “Afyonkarahisar’da, Dumlupınar’da Sizin Uşaklar da Vardı!”
Sakarya Meydan Savaşına Milis Binbaşısı olarak katılan Osman Ağa, “Büyük Zafer”den sonra TBMM tarafından Yarbay rütbesi ve İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.
“Büyük Taaruz”un bir parçası olan ve yukarıda hikayesini anlattığımız “Kabaçkıran” ve “Dedesivrisi (Sivritepe) mıntıkasındaki çarpışmalarda şehit düşen kahraman “47. Giresun Gönüllü Alayı”nın 14 şehidinin isimleri şunlardır:
1- Giresun Boztekke köyü Karslıoğullarından Ali oğlu Hasan 1315 doğumlu
2- Çukur köyü Sipahioğullarından Mehmet oğlu Necip 1317 doğumlu.
3- Alınyoma Bala köyünden Hallıcıoğlullrından Osman oğlu Hüseyin 1317 doğumlu
4- Kemaliye köyü Eskioğullarından Ahmet oğlu Mustafa 1315 doğumlu
5- Çiçekli köyü Topçuoğlullarından İyas oğlu Rasim 1316 doğumlu
6- Sayça köyü Habibhasan oğllarından Ahmet oğlu Dursun 1314 doğumlu.
7- Görele Daylı köyünden Vehioğullarından Emin oğlu Yusuf 1311 doğumlu.
8- Keşap Küçükgeziş köyü Yusufoğullarından Emin oğlu Yusuf 1303 doğumlu.
9- Keşap Karabulduk köyü Giranhacıoğullarından Şükrü oğlu İbrahim 1315 doğumlu.
10- Dereli Yavuz Kemal Hapan köyü Türkmenoğullarından Yusuf oğlu Osman 1309 doğ.
11- Bulancak Uçarlı köyü Dervişoğullarından Hüseyin oğlu Niyazi 1314 doğumlu.
12- Hamurlu köyü Tümpataoğullarından Ahmet oğlu Osman 1309 doğumlu.
13- Keşap Halkalı köyü Alaşalvaroğullarından Salih oğlu Abdullah 1317 doğumlu.
14- Tatlılı köyü Durmuşoğullarından Hüseyin oğlu Nazım 1316 doğumlu.
Bu yiğit kardeşlerimiz, Giresun’dan 900 km. uzakta bulunan Afyon’da 47. Giresun Gönüllü Alayı Şehitliğinde yatmaktadır. Ülkemizi korurken şehitlerimizin ruhları her zaman bizimle.
Osman Ağa, düşmanın İzmir’de denize dökülmesinden sonra Atatürk’ten izin alarak Giresun’a döner. Geçtiği her yerde “Yaşa, Varol, Sakarya Kahramanı” nidalarıyla karşılanır. Artık zafer kazanılmış, vatan düşmandan temizlenmiştir. Bundan sonra ki düşüncesi, kutsal bir görevi yerine getirmiş insanların huzuru içersinde, bir başka mukaddes vazife olan Hac farizasını yerine getirmektir. Bu sıralarda Giresun’da istirahata çekilmiş olan Osman Ağa Atatürk’ün telgraf emri üzerine 1922 yılının Aralık ayı sonlarında tekrar Ankara’ya çağrılır. Artık kader ağlarını örmeye başlamıştır. Zafer kazanılmıştır kazanılmasına da, yeni kurulacak olan devletin doğum sancıları da başlamıştır… Üstat Merhum Murat Sertoğlu’nun tabiriyle “Silahlı mücadele devri kapanmış, politika devri başlamıştır.”
M.Kemal Paşa’nın ve TBMM’nin koruma görevi Giresun Uşaklarınındır. Bu dönemde Meclis’te iki grup vardır. M.Kemal’in liderliğindeki I.Grubun karşısında yer alan Trabzon Mebusu Ali Şükrü Beyin önderliğindeki II.grup şiddetli bir muhalefet hareketi başlatmıştır. II. grup hilafet yanlısıdır. Mecliste kavga hiç eksik olmamaktadır. Hatta bir ara Atatürk ve A.Şükrü Bey birbirlerinin üzerine dahi yürümüşlerdir. Atatürk kürsüden eli belinde (tabancasında) iner, ancak meclis başkanının yere çanı fırlatması üzerine kavga ayrılır, meclis o günlük tatil edilir.
Kılıç Ali’nin anılarında ve aile büyüklerinden dinlediğim kadarıyla olaylar şöyle gelişmiştir. Ali Şükrü, M.Kemal’i ortadan kaldırmayı planlamaktadır. Ancak bunun için önündeki en önemli engel Osman Ağa ve Giresun Uşaklarıdır. II. grup ileri gelenleri, Ali Şükrü ile Osman Ağa’nın Karadenizli olmasından yararlanarak bu engeli aşmayı düşünürler. Ancak Osman Ağa ile Ali Şükrü’nün arası açıktır. Zaman içinde Osman Ağa ile arası yapılır. Osman Ağa durumun farkındadır ve izlemededir. Bir gün Ali Şükrü, dönemin güçlü adamlarından, Osman Ağa’nın sağ kolu ve Atatürk’ün muhafız alayı komutanı Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan ile yemek yerlerken, Atatürk’ü ortadan kaldırma ve ülkenin yönetimini ele geçirme konusunu açar ve Osman Ağa ile görüşmek ister. Mustafa Kaptan, Ali Şükrü’nün planını Osman Ağa’ya haber verir. Bu arada durum çok gergindir ve Atatürk aleyhine bir isyan olma ihtimali karşısında Giresun Uşaklarının elleri tetiktedir.
Yine böyle bir meclis oturumundan sonra 27 Mart 1923 tarihinde akşamüstü Ali Şükrü Bey birdenbire ortadan kaybolur. Aramalar sonunda Ali Şükrü Bey’in cesedi yeni kazılmış bir çukurun içinde bulunur. Elde edilen bulgular, şüphelerin Osman Ağa üzerine yoğunlaşmasına sebep olur. Durum çok naziktir. Çünkü Osman Ağa Atatürk’ün Muhafız komutanıdır. Atatürk Osman Ağa’yı çok sevmesine rağmen, “Adalet neyi emrediyorsa gereği yapılsın” diye adaletten yana tavır koyunca, Osman Ağa’nın tutuklanmasına karar verildi. Osman Ağa’nın adamlarından kurulu Muhafız Birliği lağvedildi. İsmail Hakkı Tekçe (daha sonraları Orgeneralliğe kadar yükselmiştir) komutasındaki yeni muhafız birliği ile Osman Ağa’nın adamları arasında 1 Nisan’ı 2 Nisan’a bağlayan gece sabaha kadar süren bir çatışma çıkar. Osman Ağa ve Giresun Uşakları baskına uğrayınca, Atatürk’e karşı bir ayaklanma olduğu zannı ile köşkü savunmaya koşarlar. Osman Ağa ağır yaralı olarak ele geçirilmesine rağmen, sedyede iken beynine ateş edilmek suretiyle İsmail Hakkı Tekçe tarafından öldürülür. Başı da gövdesinden ayrılarak alelacele gömülür. (Böylece sağ olarak ele geçirdiği hasmını yargılanmasına imkan tanımadan sedyedeyken öldüren kişi, yeni mevkisini sağlamlaştırmış olur.) Meclisteki II. grup yanlıları aradıkları fırsatı ele geçirirler. Her zamanki gibi kin kusmaya başlarlar. Ertesi gün II. grup üyelerinin teklifi ve tehditleri ile Meclis cesedi mezardan çıkarılarak, ayaklarından asılmak suretiyle Meclis önünde teşhir edilmesine karar verir. Daha sonra cenazesi Giresun’a gönderilmiş ve büyük bir cenaze merasimiyle tekbirler arasında Giresun Kalesinin kuzey yamacındaki Kurban Dede türbesinin yanına defnedilmiştir.
II. grup, Atatürk’ü alt etmek için Giresun Uşakları engelini ortadan kaldırmışlardır. Bu dönemde Ankara savcısı tarafından Atatürk de sorguya çekilmiştir. Büyük dedelerimden olan Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan 5 yıl hapis cezası alır. Daha sonra Giresun Uşakları Giresun’a döner ve ölünceye kadar ketumluklarını korurlar. Atatürk’ün emriyle kalenin en yüksek yerine anıt mezar yaptırılarak (bugünkü anıt mezar), 1925 yılında Osman Ağa’nın na’şı buraya nakledilir. Büyük halam Gümüşreisoğulları’ndan Ayşe Tezcan’ın bana anlattıkları kadarıyla (babası Gümüşreisoğlu İshak Efendi ile Osman Ağa teyze çocuklarıdır), Atatürk hiçbir zaman Osman Ağa’nın ailesinden desteğini çekmemiş ve eşi devletten maaş almaya devam etmiştir. Bu bölüm, özellikle “Latife Hanım” adlı kitabı yazan İpek Çalışlar’ın “Osman Ağa’nın Atanın köşkünü bastığı ve Ata’nın kara çarşaf ile köşkten kaçtığı” iddialarının asılsız olduğunu göstermektedir.
Memleketleri hiç işgal edilmediği halde, Balkanlarda, Kafkaslarda, Kocatepede, düşman denize dökülene kadar kanlarının son damlasına kadar vatan müdafasında savaşan, vatanın her karışını tertemiz kanı ile sulamış ve Ata'nın yoluna kellelerini koymuş Giresun Uşaklarını, Atatürk ile karşı karşıya getirme çalışmaları her zamanki gibi hararetle sürmekte. Malesef gericiler İlimizden milletvekilleri çıkarırken, Atamızın partisinden sadece bir milletvekili çıkabildi.
Genç nesiller, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarının oyunına gelmeyin.
Ey Giresun Uşakları, tarihi vazifenizi hatırlayın, Atamızı ve Cumhuriyetimizi savunmak için kenetlenin.
BU ADAMLAR CUMHURİYET KAVRAMININ İÇİNİ BOŞALTMAYA VE KENDİ GÖRÜŞLERİNDEKİ BİRİNİ CUMHURBAŞKANI YAPMAYA ÇALIŞIYOLAR. 83 YILLIK RÜYALARI BU YIL GERÇEKLEŞMEK ÜZERE. ATATÜRK CUMHURİYETİ İÇİN KENETLENELİM.
Babam Mustafa Altay'ın amcaları ALİDAYIOĞLU AHMET ve ALİDAYIOĞLU SALİM. Her ikisi de şehit düştü.
Mustafa Kemal Paşa'nın ilk muhafızları GİRESUN UŞAKLARI. Komutanları annem Afife Gümüş Altay'ın dedelerinden MİLİS YÜZBAŞI GÜMÜŞREİSOĞLU MUSTAFA KAPTAN. Resimde ayakta ortada.
MİLİS YÜZBAŞI GÜMÜŞREİSOĞLU MUSTAFA KAPTAN, sol tarafta Bulamoğlu İsmail, sağ tarafta Bulamoğlu Şaban.
Giresun Uşakları Atatürk'ün muhafızlığını yapmışlardır. Anne tarafından dedelerimden olan MİLİS YÜZBAŞI GÜMÜŞREİSOĞLU MUSTAFA KAPTAN, Atatürk'ü ve TBMM'ni muhafaza eden müfrezenin komutanıydı. Fotoğrafta solda 2. sırada olan (Atatürk'ün sağında yere doğru bakan) dedem Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan.
KAYNAKALAR:
1- Atatürk’ün Muhafızı Topal Osman Ö. Sami Çoşar
2- Osman Ağa ve Giresun Uşakları Konuşuyor, M. Şakir Sarıbayraktaroğlu
3 - Osman ağa Erdem Menteşoğlu
4- Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları Maliye Bakanlığı 50. Yıl Yayınları
5- Politika Ansiklopedisi, Tercüman Yayınları
6- Giresun Dergisi 11.Sayı
7- Afyon Valiliği’nin resmi yazısı
8- Giresunlu Mücahit Gazi Mustafa Hakyemez
9- Giresun Dergisi 39. Sayı
10- Damar Arıkoğlu, Yakın Tarihimiz, s.259-260,İst.1961
11- Seyfullah Çiçek,
http://www.gorele.gen.tr/yazar.php?id=734 12-
http://www.gorele.gen.tr web sitesindeki Ali BİLİR’in yazısından alıntı,
13-
http://www.dogankent.gov.tr/site/icr_giresun_sehitli%C4%9Fi.asp