Giresun Bilgi Adresi
22 Mayıs 2012, 13:06:50 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
 
Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Demokrasi ve Cumhuriyet
Konudaki Cevap Sayısı
0
Konuya Bakanlar 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntüleme Sayısı
1118

+ Giresun Bilgi Adresi > MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE TÜRK TARİHİ > Atatürk´ün İLKELERİ > Cumhuriyetçilik > Demokrasi ve Cumhuriyet
Sayfa: [1]
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadı Say Bu Konuyu Gönder Yazdır

Gönderen Konu: Demokrasi ve Cumhuriyet  (Okunma Sayısı 1118 defa)
 
14 Kasım 2009, 11:43:12
safak
"ßizi satanLarı ßizßeLe$e veririz"
Editör
*

     Üye No : 2
     Cinsiyet : Bay
     Nerden : Giresun
     Konu : 1461
     Mesaj : 3,036
Bedenin olmadan yürümenin ne anlamı olabilir?
Karma +165/-7
safakk@hotmail.de WWW


Üyenin Mesajı: Demokrasi ve Cumhuriyet

Laikliğin temelinin atılmasından sonra idareciler ile halklar arasında çatışma meydana geldi. Filozoflar ve düşünürler, idare konusunu incelemeye koyuldular ve insanların yönetimi için bir düzen ortaya attılar. Bu ise, demokratik düzendir. Bu düzende, halk otoritelerin kaynağıdır. İdareci, gücü ve otoritesini halktan elde eder ve egemenlik halka ait olur. İradesine sahip olan halktır. İradesini istediği şekilde bizatihi kullanır ve yürütür. Hiçbir kimse için halk üzerine bir sulta (otorite) yoktur. Halk kendi kendisinin efendisidir. Kendisiyle idare edilen ve gereğince yürünülen yasayı çıkartan odur. Yine o (halk), kendisinin çıkarttığı yasayla kendisini kendisine gıyaben (onun vekili olarak) yönetecek idareciyi tayin edendir.

Demokrasi Yunanca; "halk" anlamına gelen "demos" ve "yönetim" anlamına gelen "kratos" kelimelerinden türetilmiştir. Batılı bir kelime olduğu gibi batılı bir ıstılahtır (terimdir) ki; ona şu mana verilmiştir: "Halkın yönetimi, halkın yasasıyla, halka aittir."

Böylece halk, mutlak şekilde efendidir, egemenliğe sahiptir, kendi emrinin (idaresinin) yuları kendi elindedir, iradesini kullanır ve onu bizzat kendisi yürütür. Kendi otoritesi dışında başka bir otorite önünde sorumlu değildir. Halk, egemenliğe sahip olması itibariyle seçtiği vekilleri vasıtasıyla düzen ve kanunları ortaya çıkartır ve otoritelerin kaynağı olması itibariyle de kendisinden otoritelerini elde eden ve kendi tarafından tayin edilen idareciler ve hakimler vasıtasıyla bu düzen ve kanunları uygular. Devleti meydana getirme, idarecileri tayin etme, düzen ve kanunları ortaya çıkartma hususlarında her fert diğer fertlerin sahip oldukları haklara sahiptir. İşte, demokrasinin manası budur.

Demokraside (yani halkın kendi kendisini yönetmesi hususunda) asıl olan; halkın tümünün bir genel yerde toplanıp, kendisini yönetecek düzen ve kanunları çıkarması, işlerini yürütmesi ve bakılacak meseleye bakmasıdır. Bunun ilk uygulayıcıları Atina ve Sparta'daki şehir devletleri ile Grekler olmuştur. O dönemlerde bu iki şehirde de birer devlet vardı. Terim olarak bunlar için "Site Devleti", yani tek başına bir şehirde kurulan devlet anlamına gelen ifade kullanılabilir. Her iki şehirde de halkın bütün erkekleri, şehrin yönetimine katılıyordu. Genel bir toplantı şeklinde bir araya geliyor, yönetimle ilgili her hususta birbirleriyle müşavere ediyor, daha sonra aralarında bir yönetici seçiyor, kanunlar çıkartıyor, bu kanunların uygulanmasını denetliyor, onlara muhalefet edenlere de cezalar koyuyorlardı. Böylelikle "halk yönetimi" (demokrasi) her iki şehirde de dolaysız şekilde uygulanmakta ve bu yönetim şekline bu ismin verilmesi tam anlamıyla uygun düşmekte idi. Fakat bu şekildeki bir demokrasi, pek çok düşüncede olduğu gibi Avrupa'nın hafızasında yerini korumaya devam etmekle birlikte Atina ve Sparta'da site yönetimlerinin son bulmasıyla tarihten silindi.

Günümüzde halkın tümünün, yasama heyeti olması için tek bir yerde toplanması mümkün olmadığından kendi yerine yasama heyeti olacak vekiller seçer. İşte bunlar parlamentoyu oluştururlar. Demokratik düzende parlamento, genel iradeyi temsil eder. O, toplulukların genel iradesi için siyasî temsili gösterir. Hükümeti ve devlet başkanını da seçer ki, bu idareciler genel iradeyi yürürlüğe koyacak birer vekiller ve hakimler olsunlar. Bu parlamento, otoritesini kendisini seçen halktan elde eder ki halkın çıkarttığı düzen ve kanunlarla halkı idare etsin. İşte bu şekilde bu düzende halk, kendisinin efendisi olur. Kanunları çıkartır, bu kanunları yürürlüğe koyacak idarecileri seçer.

Halkın kendi kendisinin efendisi olabilmesi, egemenliğini kullanabilmesi, herhangi bir baskı bulunmadan ve herhangi bir zorlama olmadan, hayatının nizamını ve kanunlarını koyma ve idarecilerini seçme hususlarında kendi zatıyla tam şekilde iradesini kullanabilmesi için genel hürriyetler esastır ki onları halkın her ferdine bol bol vermeyi, demokrasi gerekli kıldı. Ta ki halk, herhangi bir baskı veya zorlama olmadan ve tam hürriyetle egemenliğini gerçekleştirmeye ve onu kendi zatıyla kullanmaya imkân elde edebilsin.

Bu genel hürriyetler şu dört husus çerçevesinde temsil edildi:

1. İnanç Hürriyeti,

2. Fikir Hürriyeti,

3. Mülk Edinme Hürriyeti,

4. Şahsî Hürriyet.


Demokrasi, dini hayattan ayırma akidesinden (inancından) fışkırdı. Bu akide üzerine kapitalizm ideolojisi kuruldu. Bu akide, gerçekte bir orta çözüm akidesidir. Zira bu akide; Avrupa ve Rusya'daki krallar ve çarlar ile filozoflar ve düşünürler arasında meydana çıkan çatışmanın neticesi idi. Krallar ve çarlar, halkı sömürmek, zulmetmek ve kanlarını emmek için dini bir vesile olarak kullanıyorlardı. Bunu gerçekleştirmek için yeryüzünde kendilerinin Allah'ın vekilleri olduklarını iddia ediyorlardı. Din adamlarını bu hususta boyun eğmiş binek olarak kullanıyorlardı. Böylece bu idareciler ile halkları arasında korkunç çatışma çıktı. Bu esnada, Filozoflar ve düşünürlerin bir kısmı dini tamamen inkâr etti. Bir kısmı da, dini tanıdı fakat, dini hayattan ayırmaya ve daha sonra devletten ve idareden ayırmaya davet etti.

Böylece bu çatışma, "orta çözüm" ile yani "dini hayattan ayırma" düşüncesiyle sonuçlandı. Ve tabii olarak bundan, "dini devletten ayırma" düşüncesi de doğdu. Bu düşünce, kapitalist sistemin üzerine kurulduğu akide (inanç) ve aynı anda üzerine bütün fikirlerini tesis ettiği fikrî kaide oldu. Kapitalizm sistemine ait fikrî yön ve hayata bakış açısı işte bu esasa göre tayin edildi. Bu esasa göre hayattaki bütün problemleri çözmeye gidildi. Böylece bu görüş, Batının taşıdığı ve dünyayı kendisine davet ettiği fikrî liderlik oldu.

Bu akide, dini ve kiliseyi hayattan ve devletten, daha sonra da nizam ve kanunları çıkartma işinden, idarecilerin tayini ve onlara otorite verme işinden uzaklaştırınca halkın kendi zatıyla kendi nizamını seçmesi, nizam ve kanunlarını koyması, bu nizam ve kanunlarla kendisini idare edecek ve otoritesini halk topluluklarına ait genel iradeden elde edecek idarecilerini tayin etmesi kaçınılmaz oldu.

Buradan demokratik düzen meydana geldi. Böylece "dini hayattan ayırma" düşüncesi, onun akidesi oldu ki kendisi ondan fışkırdı. Aynı anda bu akide, üzerine bütün demokratik fikirlerini tesis ettiği fikrî kaide oldu.

Demokrasi şu iki fikir üzerine kuruludur:

1. Egemenlik (hakimiyet) halkındır,

2. Otoritenin kaynağı halktır.


Bu iki düşünceyi filozof ve düşünürler Avrupa’da kral ve imparatorlarla yaptıkları çatışma esnasında ortaya attılar. O zamanlar Avrupa’da "ilâhî hak" düşüncesi hakimdi. Krallar bu düşünceye göre kendilerini halk üzerinde bir ilâhî hakka sahip sayıyorlardı. Yasa çıkartma, hükmetme, yargılama işlerinin yalnız kendilerine ait olduğunu sayıyorlardı. Yalnız kendilerini devlet, halkı da kendilerinin tebaası sayıyorlardı. Halkın yasamada, otoritede, yürütmede ve hiçbir şeyde hakkının olmadığına itibar ediyorlardı. Böylece onlara göre halk herhangi bir görüş hakkı, iradesi olmayan ve kendisine ancak itaat ve uygulamanın düştüğü bir köle mertebesindeydi. İşte filozoflar ve düşünürler, bu "ilâhî hak" düşüncesini ortadan kaldırmak için krallar ve imparatorlar ile yaptıkları çatışma esnasında bu iki fikri ortaya atmış oldular.

İşte böylece o iki düşünce, krallara ve imparatorlara ait "ilâhî hak" düşüncesini tamamen kaldırmak, yasama hakkı ve otoriteyi halka ait kılmak için ortaya atıldı. Şöyle ki; halk bir efendiye ait köle değil kendisi efendidir. O, kendisinin efendisidir. Onun üzerinde hiçbir kimsenin egemenliği yoktur. Böylece onun kendi iradesine malik olması gerekir. Kendi iradesini yürütmelidir. Böyle olmazsa o, köle olurdu. Çünkü, kölelik başkasının iradesiyle yürümek demektir. Böylece o, kendi iradesiyle bizzat yürümezse köle olarak kalır. Öyleyse; halkı kölelikten kurtarmak için onun iradesini yürütme hakkının kendisine ait olması kaçınılmazdı. Böylece, halk istediği yasa ve kanunu çıkartma, istemediği yasayı da iptal etme ve kaldırma hakkına sahip olur. Zira halk mutlak hakimiyete sahiptir ki, koyduğu kanunları uygulama hakkı ona aittir. Böylece istediği idareciyi seçer, istediği kanunu uygulamak için istediği yargıcı da seçebilirdi. Başka ifadeyle halk bütün otoritelerin kaynağıdır ve idareciler kendi otoritelerini ondan elde ederler. Böylece imparatorlar ve krallara karşı devrimlerin başarısı ve "ilâhî hak" düşüncesinin yok olmasıyla beraber "hakimiyet (egemenlik) halkındır" ve "halk otoritelerin kaynağıdır" düşünceleri yürürlüğe konuldu. Bu iki düşünce, demokratik düzenin üzerine kurulduğu temeli oldular. Böylece halk, hakimiyet sahibi olması bakımından teşrî edici (kanun koyucu) ve otoritelerin kaynağı olması bakımından da uygulayıcı oldu.

Demokrasi, çoğunluğun hükmüdür (yönetimidir). Zira teşrî (yasama) komisyonlarının üyeleri halkın seçmen oylarının çoğunluğu ile seçilir. Yine parlamentolarda nizam ve kanunları çıkartma, hükümetlere güven oyu verme ve onlardan güveni çekme işleri, çoğunluğa dayanır. Parlamentolarda, bakanlar kurulunda diğer meclis, kuruluş ve komisyonlarda kararlar hep çoğunlukla alınır. Halk tarafından direk veya meclisin üyeleri vasıtasıyla idarecileri seçmek halkın seçmenlerinin çoğunluğu ile gerçekleşir. Bu nedenle, çoğunluk demokratik düzende bariz görünüştür. Çoğunluğun görüşü, demokratik düzenin bakış açısına göre halkın görüşünü açıklayan hakiki ölçüdür.

Cumhuriyet ise; demokrasinin uygulama keyfiyetidir. Yani demokrasi sistem, cumhuriyet ise onun uygulayıcısı rejimdir. Sistem olarak demokrasinin kabul gördüğü ülkelerde genel olarak Cumhuriyet rejim olarak kabul görür. Ancak bu ekseriyet olmasına rağmen İngiltere'deki gibi meşruti krallık da demokrasinin uygulayıcısı rejim olarak kabul edilir.
Logged
safak'adlı üyenin imzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Giresunform Mod
Site Polisi
*****
Offline

Konular: 2,334


View Profile
Re: Demokrasi ve Cumhuriyet
« Posted on: 22 Mayıs 2012, 13:06:50 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.

giris  kayit
Logged
Sayfa: [1]
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadı Say Bu Konuyu Gönder Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

+ Hızlı Cevap

KalınİtalikAltını ÇizÜstü Çizgili|Işıldayan YazıGölgeli YazıKayan Yazı|Formatlı YazıSola DayalıOrtalanmışSağa Dayalı|Yatay Çizgi|Yazı Tipi BüyüklüğüYazı Tipi
Resim EkleSite Adresi EkleE-Posta Adresi EkleFTP Adresi Ekle|Tablo EkleTabloya Satır EkleTabloya Sütun Ekle|Üst YazıAlt YazıDaktilo tarzı yazı|Kod EkleAlıntı Ekle|Liste EkleBilgi Kutusu Ekle
agla blush bunepeki bys cicek dancing dost hihi huhu kiki lütfen morgöz sicak sleep suss thankyou yasa yimaa biy


Bu site en iyi 1024x768 ebatlarında ve Mozilla Firefox Edinin tarayıcısı ile gözlemlenir!

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006-2011, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.36 Saniyede 26 Sorgu ile Oluşturuldu